Güncel

Sağlık Sistemimizde Hasta Yakınları

Sağlık Sistemimizde Hasta Yakınları… Hastalanmak, ardından yatarak tedavi görmek süreci her bakımdan zorluklarla doludur. Bu dönemde hastanın yanında olmak, diğer yandan sosyal güvenliğin aksayan yönlerini bertaraf etmek yükümlülüğü, birinci derece yakınlara düşmektedir. Yasalar bireylerin sağlık sigortası primlerini ödemesini emreder. Gelgelelim hasta yatağınızda sağlık kurumlarından hizmet alırken bireyselliğiniz kabul görmez. Çünkü sistem, yakınlarınızın mutlak surette devrede olmasını istemektedir. İlgili kişilerin bilfiil hizmet vermesi adeta yazılı olmayan kanunlar zinciri gibi kabullenilmiştir.

Bu konu; hasta yakını olarak kamu yararına hastanede çalışmak olarak adlandırılabilir.

Hastaneye Yatış

Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlı bir hastane olduğunu kabul edelim. (Üniversite ya da özel hastane olması durumunda da pek bir şey fark etmemektedir) Hastaneye yatış kararını doktor verir. İşte tam da o sırada birey olarak muhatap alınma durumunuz sona erer. Çevrenizdeki tüm sağlık personeli ağız birliği yapmışçasına ‘’Yakınınız yok mu?’’ sorusuyla sizi hasta olarak kabul ettiklerini belirtmekte, bundan böyle sizi yorup üzmek istememekte ve bu nedenle de yanınızda bir akrabanızın olmasını istemektedirler. Eş-çocuk-anne-baba-arkadaş artık kim yakınınızdaysa. Hastanın tedavi dışındaki tüm sorumluluğu ‘’yakınlarına’’ devredilmektedir.

Sağlık kurumu çalışanları arasında, görev tanımında ‘’hasta yatış işlemlerinin yapılması’’ yazan bulunmamaktadır. Neyse ki sıcak aile bağlarının hala korunduğu toplumumuzda, yakını için bırakınız kayıt-belge-getir-götür işlerini, ilmi yetse doktorun tedavisini bile seve seve üstlenecek birileri mutlaka bulunur. Elbette burada mevzu bahis edilen işten kaçınma, akraba-eş dost her kim hastaysa ona yardım etmeme isteği değildir. İşlemlerin işi bilen, yetkinliği olan kişilerce yapılmasıdır.

-Hasta kayıt nerede?

-Bir kat aşağı inin hanımefendi, D blok yazan mavi okları takip edin ilk sola dön…

O insan ki; canının parçası hasta diye tüm benliğiyle telaşa kapılmış ve zamana düşman olmuşken, bilmediği koca bir yapının içinde bir o yana bir bu yana koşuşturur, durur.

Pek tabidir ki sora sora bulunur yollar. Hasta nihayet yatırılır. Sağlık personeli tarafından ‘’yakının’’ eline bir liste tutuşturulur. Gerekli tıbbi malzeme ya da hastaya özel kullanılması gereken eşyalar kantinde satılmaktadır. Bir koşu gidilip onlar satın alınır.

-Bu serumu takip edin ve damar yoluna dikkat edin iğnesi çıkmasın. İki saat sonra serum bitince haber verirsiniz.

-Tamam, hemşire hanım. Sizi nerede bulurum?

-Koridorun sonunda sağdaki oda

Hasta Yakınlarından Bedelsiz Alınan Sağlık Hizmetleri

Odada üç hasta yatağı bulunmaktadır diyelim. Her hastaya bir yakını refakat etmektedir. Yatakların zor sığdırıldığı bu odada hasta yakınları geceyi sandalye üzerinde ya da ayakta geçirirler. Serumlar takip edilir, belirtilen periyodlarda ateş ölçülür vs.

Sabahın ilk saatlerinde hemşire elinde ilaçlarla gelir.

-Bu ilacı kahvaltıdan önce bunu yemekle birlikte, bunu da bir saat sonra hastaya içirin.

Yeni serum takılır. Serum takibi yapılacak, hastanın istekleri yerine getirilecek, refakat eden kimsesi olmayan diğer hastalara yardım edilecektir vesaire. Hasta yakını olarak kamu yararına hastanede çalışmak esnek mesai saatlerine uyumu, takım çalışmasına yatkınlığı, problem çözme becerisini, analitik düşünmeyi falan gerektirmektedir. Refakat eden kimsenin aklı karışır, ilaçları karıştırır, zaten hiçbir tıbbi bilgisi de yoktur. Yani bu pozisyonun gerektirdiği eğitime-deneyime sahip değildir ama akrabalık bağı sayesinde işe alınmıştır. Telaşla hemşireye koşar.

-Hangi ilaç yemekten bir saat sonraydı?

Nöbet değişmiştir ve yeni gelen hemşire de hasta dosyasına bakarak cevap verebilecektir ama önce kahvesini içmelidir.

Uzman doktor viziteye gelir. Çevresindeki hemşire ve asistanlara, uygulanacak tedaviyi-istediği tetkikleri yazdırır. Hastaya sorular sorar. Kendisine sorulan sorularıysa yanıtsız bırakır. Hasta yakını ısrar edecek olursa ‘’amiri’’ durumundaki doktordan azar işitir.

Odayı temizlemeye gelen görevliden bir umut yastık ister mesela, azıcık uyuyabilmek için ama ne mümkün. Hastalar haricinde kimseye yastık verilemediğini öğrenerek uykusuzluğuna devam eder. Bu arada hayatındaki tüm diğer rutinler ve sorumlulukları da devam etmektedir. İşyerini arar, izin ister, durumu anlatır. Ücretsiz izin alır! Hasta yakını kamu yararına hastanede çalışmaya, sosyal güvenlik sistemi gereği zorunlu bırakılırken, gelir getiren işinden fedakârlık yapmalıdır. Sonra komşulardan ricacı olur, çocukları evde yalnız kalmasınlar diye. Hastalık sürecine konu-komşu da müdahil olmuştur artık.

Alman kadın, kamu hastanesine (Türk) eşini yatırır. Biraz nefes almak, eşine daha çok moral verebilmek için deniz kıyısında bir kafeye oturur. Dinlenir, yürüyüş yapar. Eve gidip duş alır, temiz kıyafetler hazırlayarak akşama doğru hastaneye geri döner. Hastaya kan verilecek, tetkikler yapılacaktır ama yakını olmadığı için tüm bu işlemler bekletilmiştir. Nasıl olur? Bunları ben mi yapacağım diye şaşırır. Çünkü ülkesinde hasta yakınlarının böyle yükümlülükleri yoktur. Sonuçta sağlık sistemimize ‘’Alman gelin’’ uyumu gerçekleşir ve tüm söylenenleri harfiyen yerine getirir.

Ülkemizde; hasta olan kişi bir işte çalışmaktaysa, sigortalı olduğundan sağlık hizmetlerinden ücretsiz faydalanabilmektedir. Yukarıdaki örneklerle pekiştirmek gerekirse ‘’ücretsiz faydalanabilme’’ kısmı, toplumsal örf-adet ve aile bağları da göz önünde bulundurulduğundan aslında karşılıklılık esasına dayanmaktadır. Zira sosyal güvenlik kesenekleri hastanede yatılı kalınması durumunda refakat ve olası yardımcı hizmetlerin maliyetlerini karşılamamaktadır. Kamu hastanelerinde de böyle bir hizmet verilmemektedir. Sözün özü ya para karşılığı bakıcı-refakatçı bulmak zorundasınızdır ya da yakınların desteği olmadan hasta ve yalnızsınızdır. Üstelik bu yalnızlık yaşınızdan da bağımsızdır, isterseniz seksen yaşında olun, isterseniz yüz yaşında olun durum değişmez. Poliklinik tedavisinde de aynı koşullar geçerlidir. Hastanelerde pek çoğumuz şahit olmuşuzdur; ileri yaştaki kadınlar ve erkekler ya da hastanedeki işleyişi kavrayacak kültürel donanıma sahip olmayan kimseler hiç tanımadıkları insanların yardımına başvurmak zorunda kalırlar.

Teknolojinin sınırsızlığında, günümüzün ‘’kaliteli yaşam beklentili’’ koşullarında, sağlık hizmeti alırken (yukarıda değinilen konularda) olması gerekenleri adeta hayal kurarcasına derlesek mesela;

  • Poliklinik tedavisinde gereksinim duyan herkese (özel hastanelerin bir kısmında olduğu gibi) işlemleri takip edecek, yöntem bilen ve hastane çalışanı olan ‘danışman’ atanıyor olsa,
  • Yatılı tedavide her hastanın yanında bir kişinin yardım etmesi yerine, bu işlerle görevli kılınmış sağlık personeli olsa,
  • Bu yardımcı personel diyelim ki hasta odası bazında takip yapsa, sağlık eğitimi olmayan, hastane temizliğine ve görünümüne olumsuz etkileri apaçık olan hasta yakınları, hastanelerde kalabalık bir güruh olmaktan çıkarılmış olsa,
  • Hastalıkla mücadele eden ve iş göremez durumda olması nedeniyle ekonomik kayba uğrayan hastanın, yakınlarının da aynı kayıpları yaşaması engelleniyor olsa,
  • Hasta yakını olarak kamu yararına hastanede çalışmak uygulaması son bulmuş olsa, sosyal güvenlik şemsiyesine değindiğimiz hususlar eklenmiş olsa
  • Böylelikle sağlık kurumlarında yeni istihdam olanakları ortaya çıkarılmış olsa,

Yaşadığımız bu olağanüstü güzel toprakların, medeniyet hafızasından bireylere aktarılan en güzel öğretilerdendir, alçak gönüllülük. Birisi size bir hizmeti nispeten karşılıksız sunduğunda onu olduğu gibi kabulleniş, daha iyisini-güzelini beklemenin kadirşinaslığa aykırı olabileceği hissiyatı hep bu mirasın eseridir. Oysaki iyiyi-güzeli talep etmek, ekonomi biliminde de ‘’ihtiyaçların sınırsızlığı’’ olarak yerini almıştır. Diğer yandan ülkemizde sunulan sağlık hizmetlerinde, toplumun demografik yapısı da göz önüne alınarak, hızla revizyon yapılmalıdır. Zira çokta uzun olmayan bir süre sonra, hastaların yakınlarının da yaşlılardan oluştuğu bir topluma dönüşeceğiz.

Bir cevap yazın